Suriye ve Irak'taki hakimiyet mücadelesi tüm hızıyla devam ediyor

NADİR ULUS NADİR ULUS 17 Mayıs 2017 Çarşamba 18:32

Trump'ın Orta Doğu politikasının ortaya çıkmasıyla saflar netleşmeye başladı.

 

Dış basına yansıyan bilgilere ve analizlere bakılırsa ABD, doğu-batı Şii koridorunu güney-kuzey ekseninde kesme niyetinde.

 

Bu çerçevede, Amerika'nın ve İsrail'in yönlendirmesiyle, Ürdün'ün Suriye'nin güneyine girme hazırlıkları yaptığı son zamanların en çok konuşulan konusu.

 

Böylece İran'ın Akdeniz'e kadar açılabilmesinin önüne geçebilecek 'Sünni devleti'nin de temeli atılmış olacak. Irak'ın Sünni ağırlıklı batı bölgeleri ve Suriye'nin doğu bölgesini (yani iki nehir arasını) ve belki Anbar eyaletini kapsayan bir devlet Trump'ın Körfez'e hediyesi olabilir. 

 

Aslında Haşimi Krallığının Suriye'ye girmesi meselesi uzun süredir dillendirilen bir konu.

 

Ancak Trump'ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla bu ihtimal ciddi olarak değerlendirilmeye başlandı.

 

Kral Abdullah yakınlarda Washington Post'a verdiği bir mülakatta İran Devrim Muhafızları'nın Ürdün'e 70 km kadar yaklaştığını vurgulamıştı.

 

Geçtiğimiz ay yayınlanan fotoğraflarda Ürdün-Suriye sınırında Amerikalıların askeri yığınak yaptığı görülüyordu.
Dahası Amerikalıların, Ürdün üzerinden, bölgede yeni muhalif gruplar oluşturarak Suriye-Irak sınırını tamamen kontrol altına almak istediği de iddia ediliyordu.

 

Nitekim, hemen ardından Rusya'nın hamlesi geldi. Erdoğan'ın Putin'le buluştuğu Soçi zirvesinde 'çatışmasızlık bölgeleri' ve ateşkesin yeniden ikame edilmesi üzerine anlaşıldı. 

 

Çatışmasızlık bölgeleri projesinin muhtevası şu an belirsiz. Kamuoyuna açıklanan çatışmasızlık bölgesi kararları başlı başına çatışma nedeni. Nitekim muhalif grupların büyük çoğunluğu bu projeyi reddetti. Ancak Rusya'nın, İran'ın ve Suriye rejiminin Putin-Erdoğan zirvesinden temel kazanımı ateşkesin yeniden ikame edilmesi oldu. Erdoğan'ın 'güvenli bölge' arzusunu bilen Moskova çatışmasızlık bölgesi yemiyle Ankara'yı ateşkes konusunda muhalif grupları dizginlemeye ikna etmiş olabilir. 

 

Aslında Rejim güçlerinin muhalif gruplar karşısında ateşkese ihtiyacı yok.

 

Nitekim Suriye ordusu daha önceki ateşkes anlaşmalarına da riayet etmedi. Ancak Ürdün tarafındaki hareketlilik Rejimi ateşkese ikna etti. Batı bölgesinde çatışma yoğunluğunun azalmasıyla Suriye ordusu ve Şii milislerin bir kısmı Ürdün ve Irak sınırına kaydırıldı.

 

Suriye ordusundan askeri kaynaklar bu sürpriz ilerleyişin Ürdün'ün muhtemel bir sınır ötesi operasyonunu önlemek amacıyla yapıldığını söylüyor. Doğu-batı hattının kesilmesinin anlamını iyi bilen Rejim Ürdün'ü vazgeçirme derdinde ve kararlı bir duruş sergiliyor.

 

Kaldı ki, Suriye müftüsü de dahil Şam'daki her isim Ürdün'e yönelik sert eleştiriler getiriyor.

 

Ürdün tarafından yapılacak bir operasyon İran'a vurulmuş ağır bir darbe olacaktır.

 

Ancak Ürdün ordusu Suriye ordusuyla ya da Şii milislerle çatışmaya girme konusunda ne derece istekli olacağı da merak ediliyor.

 

Irak

 

Musul operasyonunda artık sona gelindi.

 

Ancak bölgedeki odak noktası Irak-Suriye sınırına yoğunlaştı.

 

Şiî milis güçleri sınır geçişini Amerikalılardan önce kontrol etme yarışına girdi.

 

Ancak Şii milisler şimdiye kadar Amerikalılarla doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçındılar. Hasd'us Saabi'nin, Ekim 2016'da Musul operasyonunun başından bu yana yaptığı gürültüye rağmen, Tel Afer'e girmekten kaçınmış olması, akıllara ABD'nin bir şekilde müdahale etmiş olabileceği ihtimalini akıllara getiriyor.

 

Yine de Şii milisler doğrudan çatışmaya girmeden alabildikleri kadar bölgeyi kontrol altına almayı planlıyorlar.

 

Bölgedeki diğer kritik şehir Sincar.

 

PKK'nin kontrolü altındaki bölge Irak, Suriye ve Kürt bölgeleri arasında oldukça stratejik bir konumda. Ankara Sünni bölgesiyle temasını korumak için; Erbil ise bu Suriye geçişini kontrol altına almak, Şii milislerin etkisini kırmak ve Suriye Kürt bölgesine erişimini açık tutmak için bölgeyi kontrol altına almak istiyor.

 

Mezopotamya Savaşı?

 

Obama'nın başkanlık koltuğuna oturur oturmaz ilk yurtdışı ziyaretlerini Türkiye ve Mısır'a yapması herkese ümit vermiş, ziyaret Obama'nın bölgeye verdiği önemin göstergesi olarak yorumlanmıştı.

 

Bununla birlikte Obama döneminde bu iki ülke rahat yüzü görmedi. Trump ise ilk ziyaretini Riyad özelinde Körfez'e gerçekleştirdi.

 

Aynı şekilde bu ziyaret de Trump'ın bölgeye verdiği önemin göstergesi.

 

Körfez de Trump döneminde, Türkiye ve Mısır'ın yaşadıklarına benzer maceralar yaşar mı, şimdiden söylemek zor.

 

Ancak Trump'ın boşuna gelmediği rahatlıkla söylenebilir. 

 

Bu çerçevede en çok dillendirilen projelerden birisi bölge ülkelerinden oluşan askeri bir koalisyon.

 

Arap ordularından oluşacak bir koalisyonun muhtemel hedeflerinden birisi Şii ilerleyişini engellemek amacıyla Sünni devletinin kurulması. Nitekim İran'dan gelen tepki projenin Şiileri hedef aldığı yönünde.

 

Fırat ve Dicle arasındaki güç mücadelesinde, Amerikalılar hava desteği sağlasa da geniş çaplı kara operasyonuna girme konusunda Obama dönemindeki isteksizliği korumaktalar.

 

Bölgede Suriyeli muhalif grupların yetersiz kalması halinde, Arap ordularının kullanılması ihtimal dahilinde. Trump'ın bölgeye yapacağı ziyaret, Arap ülkelerinden oluşacak askeri koalisyon projesinin ne derece hayata geçirilebileceğinin işaretlerini verecektir.

 

Türkiye

 

Ankara bölgedeki kargaşadan geri kalma niyetinde değil. Ancak ABD ve Rusya'nın vetosu nedeniyle Türkiye bölgeye giremiyor. Ankara şimdilik Tel Abyad, İdlib ve Sincar olmak üzere üç bölgeden girebileceğine dair mesaj veriyor.

 

Washington'un net tutumuna bakılırsa Tel Abyad'a girerek Rakka'ya ulaşma fikri Erdoğan için intihar anlamına geliyor.

 

Bu nedenle Tel Abyad oldukça düşük bir ihtimal. Rusya'yla işbirliği ile İdlib'e girerek, Suriye rejimi ve Şii milisler yerine, TSK'yı savaştırarak bölgeyi arındırmak ve muhalifleri kontrol altına almak Erdoğan'ın mantalitesine uzak değil. Ancak bu ihtimal Türkiye'nin Sünni bölgeden ve genel olarak Orta Doğu'daki müttefiklerinden kopması anlamına geliyor.

 

Putin, Erdoğan için faydalı bir müttefik ama Trump'la karşılaştırıldığında Putin'in vaad ettikleri daha az. 

 

Son seçenek Sincar'a yüklenmek, Ankara için olası görülüyor. Nitekim uzun süredir dikkat çeken Ankara-Erbil ortaklığının Sincar'a düzenleyeceği bir operasyona Washington da makul yaklaşabilir.

 

Erdoğan ve Trump'ın ne üzerine anlaşabildiği ya da anlaşamadığı önümüzdeki haftalarda daha rahat görülecektir. 

 

Erdoğan'ın Trump'a sağlayabileceği faydalar oldukça sınırlı olsa da Erdoğan'ın zarar verme kapasitesi küçümsenmemeli. Beyaz Saray'da bu hassas donemde Erdoğan'ın hem kendisini hem Amerikan çıkarlarını yakmasını istemiyor. Ancak Trump'ın, artık ne yapacağı kestirilemeyen Erdoğan'a karşı ne zamana kadar tahammül edebileceği de yakın zamanda anlaşılacaktır.