Kavala’nın avukatı: Mahkeme, geç başlayan duruşmada tahliye talebine ‘Kısa kesin’ dedi

9 Ekim 2019 Çarşamba 15:48
Kavala’nın avukatı: Mahkeme, geç başlayan duruşmada tahliye talebine ‘Kısa kesin’ dedi
Osman Kavala’nın avukatları Köksal Bayraktar, Tolga Aytöre, İlkan Koyuncu ve Turgut Kazan, duruşma sonrası değerlendirme toplantısı düzenledi.

Gezi davasında yargılanan insan hakları savunucusu işadamı Osman Kavala’nın avukatı Prof. Dr. Köksal Bayraktar düzenlediği değerlendirme toplantısında dün gerçekleşen üçüncü duruşmanın bir saat 15 dakika geç başlamasına rağmen mahkeme başkanının tahliye talepleri okunurken mahkeme başkanının “Kısa kesin, kısa kesin tamam, tahliye ile ilgili talebinizi söyleyin” dediğini belirtti.

 

16 şüphelinin ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılandığı dava üçüncü duruşmasında dün görülürken, 9 Ekim itibariyle 708 gündür tutuklu bulunan Kavala’nın tutukluğunun devamına karar verildi.

 

Kavala’nın avukatları Köksal Bayraktar, Tolga Aytöre, İlkan Koyuncu ve Turgut Kazan, duruşma sonrası değerlendirme toplantısı düzenledi.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ‘hak ihlali’ kararlarının mahkeme tarafından dikkate alınmadığını vurgulayan Bayraktar şöyle konuştu:

 

“Henüz davalar duruşmalar açılmadan önce avukatlar olarak yapmış olduğumuz tahliye taleplerine karşı mahkemenin bir başkan tarafından yönetildiğini, temsil edildiğini gördük. Daha sonra Silivri’de 15 gün arayla iki duruşma yapıldı. Bu durumda iki duruşmada ikinci bir başkanın başkanlık yaptığını gördük. Dün ise önceki duruşmalarda ve tahliye duruşmalarında bulunmayan bir üçüncü hakim getirildiğini gördük.

 

Dolayısıyla Gezi davasında üç ayrı hakim arka arkaya başkanlık yapmıştır. İkinci başkan özelde Osman Kavala için tahliye lehinde karar vermiştir. Fakat iki ayrı yargıcın buna karşı oy vermesiyle Kavala tahliye edilememiştir. Ceza hukukunda bu bir yerde yeşil ışık yanması demektir. Aynı başkan yeniden tahliye yönünde oy kullandı 15 gün sonraki duruşmada. Ama dün duruşmadaki tüm hakimler tutuklamanın lehinde ve devamında oy kullanmışlardır. Aralık ayının sonuna gün verilmiştir.

 

Biz özellikle mahkeme başkanının devamlı olarak değiştirildiğini, hakimlerden sadece sürekli olarak birinin kaldığını diğerlerinin de değiştirildiğini görüyoruz. Tabii bu hal hakimlerin olayı tam olarak dosyayı tam olarak kavrayamamalarıyla sonuçlanmaktadır.

 

Dünkü husus şudur, aslında eski klasik mahkeme dinamizmi içerisinde ilk duruşmada görülen önemli soruları artık bugün bırakılan ama eskiden ceza yargılamalarında gördüğümüz uygulamaların – yeni hakimin sorgulamaya geçtiğini ve bu sorgulamayı da ilginç şekilde ‘iddianamede yer alan satır başlıklarının’ müvekkilimize yöneltildiğini görmektedeyiz.

 

‘Yasal olmayan dinlemeler’

 

Bu arada TCK’nın 312. maddesinin Gezi olayları cereyan ettiği sırada iletişimin denetlenmesi yönünde kanunda bu tip bir hüküm yokken, başka bir değişle 312. maddeye giren eylemlerle ilgili olaylarda telefon konuşmalarını dinlemek yasal değilken, iddianamede bu – yani kanuna aykırı dinlemelerin yer aldığını gören başkanın bir değerli meslektaşımızın uyarısına rağmen sorular sorduğunu – yani yasal olmayan telefon konuşmalarına dayanarak birtakım soruları sorduğunu görmekteyiz.

 

‘Hakim ‘Başka konuşacak insan mı kalmadı’ dedi’

 

Açıkça belirtelim bu bir açık haksızlıktır çünkü müvekkilimiz Osman Kavala’ya ‘Sizi Amerikalar Almanlar gelip buluyor, başka konuşacak insan mı kalmadı da sizi buluyorlar‘ sorusunu bizzat başkan yöneltmiştir. 20’ye yakın soru sormuştur, bir saate yakın bir süreyle sorular sorulmuş cevaplar alınmıştır.

 

Avukat ‘kısa kesin’ dendiği için ayrıntılara tam giremedi

 

Dünkü duruşma 10:00’da başlaması gerekirken, 11:00’i çeyrek geçe başlamıştır. Bir tanığın dinlenmesinde sorun yaşanmıştır – çünkü sanık Anadolu’da bir ceza evindeydi. Onun için mahkeme geç başlamıştır. Akşamüstü saat beş olduğunda, sorgulamalar bittikten sonra, sorgulamalar bittikten sonra özellikle sayın avukat Turgut Kazan’ın beyanını geçtikten sonra, tahliye talebinde bulunurken biz, avukat Tolga Aytöğ’e tahliye gerekçesini anlatırken, açıklarken, yer yer okurken, hakim ‘mümkün olduğu kadar kısa kesmesi yönünde’ ikazda bulunmuş, ikaz denilmez aslında ama ‘Kısa kesin, kısa kesin, kısa kesin tamam, tahliye ile ilgili talebinizi söyleyin’ demiş ve bu nedenle Tolga bey gereken ayrıntılara tam olarak girememiş, arkasından da iddia makamı, arkasından da karar aşamasında karar verilmiştir.

 

‘Mahkeme AİHM kararlarını dikkate almadı’

 

Tabii ayrıntılar üzerinde gene durulacak ama şu var, biz 1995 tarihinde AİHM’nin verdiği bir kararı söyledik. AİHM’nin bazı kararlarını ortaya koyduk tutuklulukla ilgili. Doğrudan doğruya Gezi olaylarıyla ilgili değil, Osman beyle ilgili tahliye talebimizde 1996 yılında AİHM’nin vermiş olduğu bir kararda 26 ay tutuklu kalan kişinin tutukluluğunun artık makul süreye sığmadığını ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırılığın bulunduğunu ifade ettik. Ayrıca gene AİHM’nin daha kısa sürelerde yedi ay ve beş ay gibi sürelerde, bunları AİHM’nin sözleşmesinin ihlali olarak nitelediği iki kararı ortaya koyduk. Bu kararlarda AİHM verilen tutuklama kararının haksız ve hukuksuz olması nedeniyle hak ihlali olarak görmüştür. Fakat mahkeme bu kararların hiçbirini dikkate almamıştır.

 

‘Kavala 30 ayını cezaevinde geçirmiş olacak’

 

Klasik, bildiğimiz, prototip tahliyenin red sebepleri içinde suçun vasıf ve mahiyeti, bu da ilginçtir cezanın ağırlığının kaçma şüphesini ortaya çıkarabileceği gibi bir sebep de sunulmuştur, bu nedenle tutukluluk üç ay kadar hatta dört aya yakın bir süre tekrar uzatılmıştır. Aralık ayının sonunda Osman Kavala maalesef 30 ayını cezaevinde geçiren bir kişi konumunda olacaktır.”