İnsan Hakları İzleme Örgütü'nden Suudi Arabistan'a çağrı: Cemal Kaşıkçı’nın akıbetini açıklayın

12 Ekim 2018 Cuma 12:04
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nden Suudi Arabistan'a çağrı: Cemal Kaşıkçı’nın akıbetini açıklayın
"Suudi Arabistan’ı zan altında bırakan bir yığın delil var, öyle ki Suudi Arabistan’ın hiçbir olguya dayanmayan inkarları, her geçen gün, kendi başlarına birer itham halini alıyorlar"

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı bir açıklamada, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın, tanınmış Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın durumu ile ilgili Suudi Arabistan ’ın elinde bulunan tüm delilleri ve bilgiyi açıklaması gerektiğini belirtti.

 

59 yaşındaki Kaşıkçı 2 Ekim 2018 günü İstanbul’daki Suudi konsolosluğu'na  girmiş, daha sonra kendisinden haber alınamamıştı. Suudi Arabistan, Kaşıkçı’nın  kaybolması olayına karıştığını inkar ederek, Kaşıkçı’nın gelişinden kısa bir süre sonra konsolosluktan ayrıldığını iddia etmiş, ancak bu iddiasını ispat edecek her hangi bir kanıt sunmamıştı. 

 

7 Ekim günü Reuters’e konuşan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlarından Yasin Aktay, Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğünü sandığını  söylemiş ve "olaya 15 kişilik bir grup Suudi adamın karışmış olduğu kesin”  demişti.

 

9 Ekim günü Washington Post’ta yayınlanan bir haberde, Suudilerin Kaşıkçı’yı yakalamayı planladıklarını ortaya koyan bir iletişimin Amerikan istihbaratının dinlemesine takıldığı belirtilmişti. 

 

İnsan Hakları İzleme Örgütü Orta Doğu Direktörü Sarah Leah Whitson  “Cemal Kaşıkçı’nın zorla kaybedilme ve muhtemelen öldürülme vakasında, Suudi Arabistan’ı zan altında bırakan bir yığın delil var, öyle ki Suudi Arabistan’ın hiçbir olguya dayanmayan inkarları, her geçen gün, kendi başlarına birer itham halini alıyorlar” dedi. 

 

Whitson “Kaşıkçının kaybolması ve muhtemelen öldürülmesinde Suudi Arabistan’ın sorumluluğu varsa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İngiltere’nin, Avrupa Birliği’nin ve Suudilerin diğer müttefiklerinin, bir haydut rejim gibi davranan Suudi liderliği ilişkilerini esastan gözden geçirmeleri gerekir” şeklinde konuştu. 

 

Suudi yetkililer Muhammed bin Selman’ın 2017 Haziran’ında Veliaht Prens olmasının ardından, muhaliflere ve karşıt görüşteki kişilere yönelik baskıları tırmandırmışlardı.

 

Kaşıkçı’nın Türkiye vatandaşı olan nişanlısı, medyaya, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan konsolosluğuna 2 Ekim günü öğleden sonra, evlenmeleri için gerekli belgeleri almak için gittiğini, telefonlarını kendisine bıraktığını ve iki saat içinde geri dönmemesi halinde, durumu yetkililere bildirmesini söylediğini anlattı . Bu Kaşıkçı’nın nişanlısının Kaşıkçı’yı son görüşü oldu.

 

Muhammed bin Salman, 5 Ekim günü Bloomberg’e verdiği bir mülakatta Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı’yı kaçırdığını inkar ederek , “Suudi Arabistan’da olsa haberim olurdu” dedi. Suudi Arabistan’ın Amerika Büyükelçisi ve Veliaht Prens’in kardeşi Halit bin Salman da, tüm iddiaları “temelsiz” ve “kesinlikle yanlış” diye tanımlayarak  reddetti.

 

Ancak Suudi yetkililer Kaşıkçı’nın konsolosluktan çıkmış olduğunu gösteren hiç bir kanıt sunmadılar ve Halid bin Salman Washington Post’a  konsolosluğun güvenlik kameralarının 2 Ekim günü 'kayıt yapmadıklarını' belirtti. 

 

Ancak Türkiyeli yetkililer, The Washington Post’a, Suudilerin eşgüdüm içinde yapmış oldukları izlenimini veren bir planın  ana hatlarını açıkladılar. Soruşturma hakkında bilgi sahibi olan Türkiyeli görevlileri ve uçuş kayıtlarını kaynak gösteren Washington Post, 15 kişi taşıyan iki özel uçağın 2 Ekim günü Riyad’dan İstanbul’a geldiğini, bu uçaklardan birinden inen adamların konsolosluğa gittiğini anlattı. 

 

İddiaya göre bu adamlar, Kaşıkçı’nın konsolosluğa girişinden iki saat kadar sonra, siyah bir van ile konsolosun ikametgahına gitmişler. Her iki uçak da, aynı gece, biri Kahire, diğeri ise Dubai istikametinde, İstanbul’dan ayrılmışlar, her iki uçak da ertesi gün Riyad’a geri dönmüş. Türkiyeli görevliler medyaya, konsolosluğun 2 Ekim günü Türkiyeli çalışanlara iki gün izin kullanmaları talimatı  verdiğini anlattılar. 

 

Hükümet yanlısı bir Türk gazetesi olan Sabah, 10 Ekim günü Türkiyeli detektiflerin planda yer aldıklarına inandığı 15 Suudi adamın adlarını ve fotoğraflarını  yayınladı. Bu adamlardan birinin bir adli tıp uzmanı olduğu tespit edildi . 

 

Kaşıkçı’nın kayboluşu Birleşik Devletler Başkan Yardımcısı Mike Pence ’in, Birleşik Devletler Başkanı Donald Trump ’un, tanınmış Birleşik Devletler senatörlerinin  ve İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt ’un endişeli olduklarını beyan eden mesajlar yayınlamalarına neden olduğu gibi; Birleşik Devletler Dışişleri Bakanı Mike Pompeo  ve Avrupa Birliği Dış İşler ve Güvenlik Politikaları yüksek temsilcisi Federica Mogherini  Suudi’leri olayı soruşturmaya davet ettiler. Ancak cinayet iddiasının doğru olması halinde, bu açıklamaların çok azının ciddi bir sonuç doğurma potansiyeli taşıdığı söylenebilir.

 

9 Ekim günü üç tanınmış Birleşmiş Milletler Uzmanı, Zorla veya İrade Dışı Kaybetmeler Çalışma Grubu’nun başkanı ve raportörü Bernard Duhaime, Birleşmiş Milletler ifade özgürlüğü özel raportörü David Kaye ve Birleşmiş Milletler yargısız infaz özel raportörü Agnes Callamard, Kaşıkçı meselesinde 'bağımsız bir uluslararası soruşturma yürütülmesi' yönünde bir çağrı  yayınladılar.

 

Kaşıkçı’nın Suudi görevliler tarafından İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda hedef alınması, 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi ’nin bariz bir ihlali anlamına geliyor. Sözleşmenin 55. Maddesinin 2. Fıkrası'nda şu hüküm yer alıyor: “Konsolosluk binaları, konsolosluk görevlerinin yerine getirilmesiyle kabili telif olmayacak şekilde kullanılmayacaktır.” Sözleşme ayrıca 'ağır bir suç' söz konusu olduğunda diplomatik dokunulmazlığın yetkili adli makamın kararı ile kaldırılabileceğini hükme bağlıyor (Madde 41.)

 

Suudi Arabistan 2017 Eylül’ünde onlarca muhalifi, yazarı ve din adamını tutuklamış, aktivistler, tutuklandığı belirtilen 60’tan fazla ismin bulunduğu listeler dağıtmışlardı. Suudi yetkililer bu isimleri 2018 Eylül’ünden itibaren yargı önüne çıkartmaya başladılar. Söz konusu isimlere yöneltilen suçlamalar büyük ölçüde barışçı bir şekilde dile getirdikleri görüşleri ve siyasi bağlantıları ile ilgili. 

 

Yetkililer çok sayıda isim için ölüm cezası talep ediyorlar ki bunların arasında tanınmış bir din adamı olan Selman el Avde de var. El Avde’ye Katar hükümeti ve Suudi Arabistan’ın terör örgütü olarak sınıflandırdığı Müslüman Kardeşler ile bağlantıları bulunduğu gerekçesiyle 37 farklı suç isnat edilmiş durumda . İsam Ez Zamil isimli Suudi bir ekonomist de, görüldüğü kadarıyla sırf Suudi Aramco’nun ilk halka arzı sırasındaki resmi öngörüleri sorgulamış olduğu için, ölüm cezası ile yargılanıyor . 

 

Suudi Arabistan mayıs ayında da kadın hakları konusunda faaliyet gösteren aktivistlere yönelik geniş kapsamlı bir baskı kampanyası başlatmıştı. Bu kapsamda en az 13 kadın  ulusal güvenliğin muhafazası bahane gösterilerek gözaltına alınmıştı. Bu kadınlardan dokuzu halen gözaltında bulunuyor . 

 

Suudi yetkililer son aylarda yurt dışında yaşayan Suudi vatandaşlarını da hedef aldılar. Örneğin 2018 Martında, tanınmış bir kadın hakları aktivisti olan Loujain El Hahtlul’un Birleşik Arap Emirlikleri’nden, kocası Fahad el Butari’nin de Ürdün’den kaçırılarak zorla Suudi Arabistan’a geri götürülmeleri operasyonunu yönettiler. 

 

Suudi Arabistan’ın tüm askeri güçleri, Savunma Bakanı da olan Muhammed bin Salman’a bağlı. Yemen’de 2015 Mart’ında başlayan askeri operasyonları yürüten koalisyona Suudi Arabistan öncülük ediyor. Söz konusu koalisyon, muhtemel savaş suçları da dahil olmak üzere, uluslararası insancıl hukuku defalarca ihlal etti  ve ihlal iddialarına yönelik güvenilir bir soruşturma başlatmadığı gibi , sivil mağdurları da tazmin etmedi. 

 

İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre ülkelerin Suudi Arabistan’a yapılan silah satışlarını durdurması  gerekiyor. BM Güvenlik Konseyi üyeleri, Konsey'in Yemen hakkındaki 2140 ve 2216 sayılı kararları uyarınca, Muhammed bin Salman ’ı ve savaş hukukunun yaygın bir şekilde ihlal edilmesinde esaslı sorumluluğu bulunan ve ihlalleri durdurmak için ciddi bir girişimde bulunmayan koalisyon komutanlarını doğrudan hedef alan yaptırımlar uygulamalı. 

 

Suudi Arabistan da insan haklarını 'ağır ve sistematik bir şekilde ihlal ettiği' gerekçesiyle Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nden çıkartılmalı .

 

Whitson, “Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı’nın hareketleri ile ilgili herhangi bir kanıt sunmayacağı düşünülürse, bırakın etkiliyi, gerçek bir soruşturma yürüteceğine bile güvenmek mümkün değil” dedi ve ekledi: “Suudi Arabistan’ın amacı gerçekleri ortaya çıkartmak değil, gerçekleri çarpıtmak. Bunun sonuçlarına katlanmaları sağlanmalı.”