Buldan: Dava açacaklarına ne mesaj verdik ona baksınlar

13 Şubat 2018 Salı 13:35
Buldan: Dava açacaklarına ne mesaj verdik ona baksınlar
"Gelmiş olduğum ortam feodal bir ortam. Bu açıdan sadece dışarıda değiş kendi evimin içinde de büyük mücadeleler verdim. Ve bu mücadelenin sonunda buradayım”

Galatasaray Meydanı’nda başlayan serüvenin ardından aktif siyasette yer alarak son olarak HDP’nin yeni Eş Genel Başkanı seçilen Pervin Buldan, bu göreve getirilmesinin kendisi açısından çok değerli olduğunu söyleyerek, mücadele sürecini anlattı. Kürt özgürlük hareketinin kadına dair yerleşik kalıpları kırdığını söyleyen Pervin, "Gelmiş olduğum ortam feodal bir ortam. Bu açıdan sadece dışarıda değiş kendi evimin içinde de büyük mücadeleler verdim. Ve bu mücadelenin sonunda buradayım” dedi. 

 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 3. Olağan Kongresi on binlerin katılımı eşliğinde büyük bir coşku ile gerçekleştirildi. Kongrede HDP Eş Genel Başkanlık görevine 823 oy ile Pervin Buldan ve Sezai Temelli seçildi. Galatasaray Meydanı’nda başlayan serüvenin ardından aktif siyasette yer alan, Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) ve HDP’de çeşitli görevler üstlenerek, 2013-2015 yılları arasında PKK Lideri Abdullah Öcalan ile Kürt sorununun demokratik çözümü temelinde yürütülen görüşmelere katılan Pervin, baskı, katliam, işkence, sürgün ve gözaltında kayıpların yoğun olarak yaşandığı 1990’lı yıllarda başlayan siyasi serüveninden, İmralı Heyeti görevine, Abdullah Öcalan'ın kadın özgürlük mücadelesi konusunda verdiği perspektiflerden, HDP'nin yeni yol ve yöntemlerine dair bir çok konuda ajansımızın sorularını yanıtladı.

 

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan'ın JINNEWS'e verdiği röportaj:

 

*Toplumun “aşiret gelini” diye tanımladığı geleneksel bir kodlama ve onun tüm dayatmalarını aşarak verdiğiniz mücadele sonucunda siyasette birçok sorumluluk üstlendiniz. Geriye dönüp baktığınızda kendi serüvevinizi nasıl tanımlıyorsunuz? 

 

Cumartesi Anneleri’nden HDP Eş Genel Başkanlığı’na

 

Aslında uzun süredir siyasette aktif olarak yer alan birisiyim. Hem kamuoyu açısından hem de Kürt halkı tarafından tanına bir simayım. Cumartesi Anneleri ile başlayan ardından ise HADEP'le devam eden süreçte bugüne kadar bir çok sorumluluk üstlendim. Parti meclisinde ve merkez yürütme kurulunda yer aldım.  İki dönem Iğdır Milletvekilliği yaptım ve daha sonra İstanbul Milletvekili olarak göreve başladım. Yine Grup Başkan Vekilliği ve Meclis Başkan Vekilliği görevlerinde bulundum. Şuanda da hem halkımızın hem partili arkadaşlarımızın, delegelerimizin, örgütlerimizin eş başkanlık görevine aday gösterildim ve bu benim açımdan açıkçası çok önemli ve değerli bir görev. 

 

‘Başta kadınlar olmak üzere tüm halkımıza teşekkür ediyorum’

 

Dolayısıyla bu görevi devralırken başta kadınlar olmak üzere tüm halkımıza teşekkür etmek isterim. Bu zorlu ve ağır görevde beni önermelerinin elbette ki büyük bir nedeni var. Dolayısıyla bu mücadeleye, Kürt ve Türkiye halklarının vermiş olduğu özgürlük ve adalet mücadelesine, barış mücadelesine bugünden itibaren daha büyük katkı sunacağımın bilinmesini isterim. 

 

*PKK Lideri Abdullah Öcalan,  yaptığınız görüşmelerde sizin şahsınızda pek çok kadına kadın özgürlük konusunda perspektifler verdi. Bunu kimi zaman bir kitap önerisiyle kimi zaman ise bir kavram üzerinden gerçekleştirdi. O görüşmenin kadın kimliğinize ne gibi katkıları oldu? Abdullah Öcalan’ın sizin şahsınızda yaptığı kadın çözümlemelerinin hayatınıza etkileri nasıl oldu?

 

‘Yaşamımdaki yeri çok farklı’

 

Siyasi yaşamımda belki de hiç bir yere koyamadığım, çok farklı bir yeri olan İmralı Heyeti üyeliği görevi benim için çok farklı bir yerde duruyor. Kendimi tanımamda ve geliştirmem de, vermiş olduğumun mücadelenin ne kadar büyük ve anlamlı olduğumu kavramamda o sürecin benim yanımda çok ayrı bir yeri var, büyük anlamı ve önemi var.

 

‘Abdullah Öcalan öncülüğünde anlamlı bir süreç yaşandı’

 

3 yıllık bir süreç ve bu 3 yıllık süreç içerisinde Sayın Abdullah Öcalan ile uzun görüşmeler gerçekleştirdim. Bu görüşmeler çerçevesinde elimden geldiği kadar sadece kadın meselesinde değil; aslında Türkiye'nin demokrasi meselesinde, özgürlükler meselesinde ve Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesi meselesinde Sayın Abdullah Öcalan'ın vermiş olduğu, ifade ettiği çok anlamlı süreçler yaşandı. Bu süreçlerde de özellikle İmralı Heyeti üyesi olmam dolayısıyla başta kadın meselesi olmak üzere tartışılan tüm konuları elimizden geldiği kadar kamuoyuyla çok şeffaf bir şekilde paylaştık. Ki daha sonra “İmralı Notları” diye bir kitap çıktı ve bu notlarda da aslında çok açık bir şekilde yazıldı oraya. 

 

‘Kadın sorunu Abdullah Öcalan’ın birinci gündem maddesiydi’

 

Görüşmelerde kadın meselesi her zaman için Sayın Abdullah Öcalan tarafından birinci gündem maddesi olarak önümüze koyulan bir gündemdi. Yapılan toplantılarda en fazla kadın meselesi üzerinde durulurdu. Kadına biçilen rol, misyon, kadınların yaşadığı sorunlar ve kadın katliamları daima gündemimizdeydi. Sayın Abdullah Öcalan kadınları korumak, kadınların haklarını savunmak ve kadınların geleceği açısından yapılmasını istediği Anayasal düzenlemelerin öncelikli olarak gündeme alınması meselesini hep tartıştı. Biliyorsunuz bir “Dolmabahçe Mutabakatı” yayınlandı ve bu mutabakatta da aslında kadınlara ilişkin maddeler vardı. Ayrıca yeni Anayasa’nın yazımında da kadınların öncelikli gündem olması konusunda Sayın Abdullah Öcalan'ın görüşleri vardı. Ama sadece bununla sınırlı kalmayan, kadınların bir bütün olarak kendilerini geliştirmeleri, mücadele etmeleri, bir erkeğin tahakkümü altında kalmamaları gerektiği konusunda da çok önemli fikirlerine tanıklık ettik. Bütün bunları İmralı çıkışlarında kadınlarla yaptığımız toplantılarda hep tartıştık; kadın meselesini nasıl çözebiliriz, kadınların yaşamış olduğu sıkıntıları aslında nasıl giderebiliriz? 

 

‘Başarana kadar mücadele edeceğiz’

 

Bütün bunları yapmam rağmen, bu toplantıları yapıp bunları tartışmamıza rağmen çok fazla yol kat edemediğimizi düşünüyorum. Çünkü hala yaşanan sıkıntılar var, hala kadın cinayetleri yaşanıyor, kadına yönelik baskı ve şiddet Türkiye'nin gündeminden bir türlü çıkmıyor. Elbette ki çok kolay değil. Türkiye'de özellikle eril bakış açısının, cinsiyetçi bakış açısının çok hakim olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Töre cinayetlerinin olduğu ve kadınları bir köle olarak gören zihniyeti değiştirmek elbette ki kolay değil. Kadın mücadelesi ve kadınların birlikte hareket etmesi bu tür sorunların önüne geçebilir. Belki bundan sonra yapacağımız şeyler arasında bunlar da olabilir. Sadece Kürt kadın hareketi değil, Türkiye'deki kadın hareketleri ile ortak tartışmak, çözüm, yol ve yöntem arayışı içinde olmamız gerekiyor. Önümüzde yeni bir parti meclisi, yeni bir kadın meclisi var ve bütün bunlarla beraber kadın meselesini yeniden gündemimize alıp masaya yatırıp, tartışmaya devam edeceğiz, Kadınların özgürlük mücadelesini başarıya ulaştırana kadar bu mücadelenin devam edeceğini ifade etmek isterim. 

 

*Aslında siz toplumdaki birçok kadın için siyasetçi değil sınırları yıkan kadın kimliğiniz ile bir modelsiniz. Pervin kendini bu sınırları yıkarken nasıl hissediyor?

 

‘Büyük mücadeleler verdim’

 

Bu çok önemli bir şey. Ben tabi ki de bugünlere gelene kadar büyük mücadeleler verdim. Sadece dışarıda değil kendi evimin içerisinde de bunun mücadelesini verdim. Ama en büyük devrimi kendi ailem içerisinde vermiş olduğum mücadeleden aktarmak lazım. Çünkü gelmiş olduğum, yaşamış olduğum ortam feodal bir ortam. Yüksekova gibi bir yerden, Hakkâri gibi bir yerden siyasete atılmak, siyasete atılmakla kalmayıp bir öncülük görevini üstlenmek, milletvekili olmak, grup başkanvekili olmak, meclis başkanvekili olmak, İmralı Heyeti'nde olmak, bütün bunlar benim açımdan mücadelenin bir kazanımı olarak görülebilir. Türkiye'nin ya da Kürt halkının bir gerçekliği var; kadınlara çok fazla değer verilmez. Ama özgürlük mücadelesi ile birlikte kadınlar bunu da aşmaya başladılar. Artık sokakta, meydanlarda, siyasetin her alanında olmaya çalışıyorlar. Kadın özgürlük mücadelesinin de aslında burada payı olduğunu belirtmek isterim. Kadınların hep erkeğin arkasından yürüdüğü, erkeğin sözünün dinlendiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu anlamda bunları aşmada kendi şahsımda büyük bir mücadele verdim ve bu mücadelenin sonunda buradayım. 

 

*Kongre HDP açısından yeni bir süreç, yeni bir soluk. Sizde bu sürece kadın cephesinden öncülük edeceksiniz. Nasıl bir yol ve yöntem izleyeceksiniz? Mücadelenin bundan sonraki aşamaları için neler söylemek istersiniz?

 

 ‘Kongre baskılara büyük bir cevap oldu’

 

Kongre insanların bütün baskılara, şiddet sarmalına rağmen HDP'yi yalnız bırakmadığının bir göstergesidir. Özellikle son bir yılı değerlendirdiğimiz zaman HDP üzerinde son derece büyük bir baskının olduğunu belirtmek lazım. Milletvekillerinin, belediye eş başkanlarının tutuklandığı, parti yöneticilerinin her gün gözaltına alınıp cezaevine gönderildiği bir süreçte,  insanların sokağa çıkmasını engelleyen bir zihniyete karşı kongre salonunun hınca hınç dolu olması hem de coşku ve moralin üst düzeyde olması bize şunu gösterdi; biz iktidarın ya da hükümetin bütün baskıcı politikalarına karşı ayaktayız, yıkılmadık ve bundan sonra da bu mücadeleye devam edeceğiz. Çünkü insanlar Türkiye'de özgürlük mücadelesi veriyorlar,  adalet mücadelesi, demokrasi mücadelesi veriyorlar. Dolayısıyla bütün bu mücadeleleri bugün siyasi irade bastırmaya çalışıyor, ağzını açan herkesi cezaevine koyan, sokağa çıkmak isteyen herkesi gazla saldıran, bombalayan zihniyete karşı kongrede verilen mesaj çok anlamlıydı. 

 

'8 Mart ve Newroz’a bu coşkuyla hazırlanacağız’

 

Bu kadınlar açısından da elbette ki geçerli. Ama önümüzde 8 Mart süreci var. Kadınların kongreden almış oldukları moral ve coşku ile 8 Mart’a hazırlanacaklarını ve bu moral, coşku ile alanlara çıkacaklarına inanıyorum. Bizler de buna öncülük edeceğiz, yapacağımız tüm toplantılarda hem 8 Mart hem de Newroz sürecine büyük bir hazırlık yapacağız. Sadece kadın açısından değil genel anlamda böyle bir baskı var. O yüzden önümüzdeki süreci direnme ve mücadele süreci olarak da algılayabiliriz. İnsanların sokağa çıkmasını yasaklayan zihniyete karşı alanlarda olmak, kendi rengimizle, sesimizle alanlarda olmak önemlidir.

 

‘Kadınlar olarak buradayız, varız diyeceğiz’

 

Kadınların bu konuda çok duyarlı olduğunu biliyorum. Dolayısıyla 8 Mart’ta kadınlar kendi sesleriyle, renkleriyle bu iktidara karşı cevap olacaklar. Her türlü baskının, şiddetin, engellemenin karşısında büyük bir coşku ve moralle ‘Bir buradayız, biz varız’ diyecekler. Bunun hazırlıklarını elbette ki yapıyoruz. Bundan sonra gelişen sürece ilişkin mücadelemizi büyüteceğiz. 

 

*Kongrenin ardından hakkınızda jet hızıyla bir soruşturma açıldı. Son olarak buna ilişkin neler söylemek istersiniz? 

 

‘Dava açacaklarına ne mesaj verdik ona baksınlar’

 

Çok şaşırdığımızı söyleyemeyiz, beklediğimiz bir şey. İktidarın ağzını açan, savaş politikalarına karşı duran, barışı telaffuz eden herkese karşı özel bir politikası var. Biz bu ülkede adaletin olmadığını zaten biliyoruz. Biz bu ülkede hukukun ayaklar altına alındığını zaten biliyoruz. Bize soruşturma açacaklarına yaptığımız konuşmaların içeriğine bakmaları gerekiyor. Biz Türkiye'ye hangi mesajı verdik, biz Türkiye'ye bundan sonra barışın, demokrasinin, insan haklarının elde edilmesi için neleri ifade ettik, bunlara bakılması gerekiyor. Söylediklerimiz üzerinden hakkımızda başlattıkları soruşturmalardan çok fazla bir sonuç çıkaramayacaklar. Bizler bedel ödeye ödeye bugünlere geldik. İlk defa karşılaştığımız bir şey değil, ölümleri, cezaevlerini, sürgünleri yaşayan bir halkız. O yüzden açmış oldukları davalarla bizleri sindirmeye çalışacaklarını zannediyorlarsa yanılıyorlar. Geçmişte yapmış olduğum konuşmalardan hakkımda açılan 56 soruşturmam var. Bu da 57'nci, 58'inci olur.

 

KAYNAK: JINNEWS - DUYGU EROL / HABİBE EREN