TÜİK’in büyümeyi yanlış ölçtüğünü İsveçli bilim adamı kanıtladı

14 Şubat 2018 Çarşamba 10:37
TÜİK’in büyümeyi yanlış ölçtüğünü İsveçli bilim adamı kanıtladı
Türkiye ekonomisi geçen yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 11.1 büyümeyle dünyanın en hızlısı oldu. 2017’nin tamamında da yüzde 7’nin üzerinde bir büyüme bekleniyor.

Ancak bir yandan artan enflasyonla azalan alım gücü, diğer taraftan da işsizliği hala OECD ortalamasının 2.5 kat üzerinde olması nedeniyle büyüme oranlarının gerçeği yansıtmadığı sokaklarda sık sık dile getiriliyor.

 

Üstelik bu yüksek büyüme oranlarına tek itiraz vatandaşlardan değil. İşin uzmanları da verileri alt alta koyup ‘Bu işte yanlışlık var’ diyor. Yüksek büyüme hızına gelen en büyük ise TÜİK’in 2016’dan bu yana uyguladığı yeni hesaplama serisi.

 

Bir gecede Türkiye’yi kağıt üstünde yaklaşık 200 milyar dolar zenginleştiren yeni ölçme sistemine zaten başından beri itirazlar gelirken, geçen yıl bir grup ekonomist Cumhuriyet Gazetesi’nde ortak bir makale yayınlayarak TÜİK’in ölçme sisteminin gerçeklerden uzak olduğunu dile getirmişti.

 

Dünya’dan Tevfik Güngör de konuyu ele alıyor. Bu kez Stockholm Üniversitesi öğretim üyelerinden Erik Mayersson’un Türkiye hakkında yaptığı bir araştırmayı gündeme getiriyor.

 

Yazar, Mayersson’un beşer yıllık dönemlerde eski ve yeni seriye göre ortalama büyüme oranlarını sorguladığı çalışmasından aktarma yapıyor.

 

Araştırmacının büyümenin motoru olan enerji tüketimini bir gösterge olarak aldığını kaydeden Güngör, ‘Eski seride, büyüme oranı ile büyümeyi etkileyen birincil enerji, elektrik tüketimi, elektrik tüketimi uyumlu. Kredi artışı, yeni yapı kullanım belgesi artışı, yük ve yolcu trafiği artışı uyumlu’ diyor.

 

Yeni seri GSYH büyüme oranları ile büyümeyi etkileyen veriler arasında ise uyumsuzluğun dikkat çektiğini kaydeden yazar şunları söylüyor:

 

‘Araştırmacı, 'Yeni seri büyüme oranı yanlıştır' şeklinde bir iddia ile yola çıkmıyor. Bir araştırmacı olarak büyümeyi sağlayan verilerle, yeni serideki büyüme oranları arasındaki çelişkiyi sorguluyor. Böyle bir çalışmanın Türkiye’deki üniversitelerde, Türk araştırmacılar tarafından değil de İşveç’te bir üniversitede İsveçli bir araştırmacı tarafından yapılması önemli.’