Lübnan'da bir yılını dolduran protesto hareketi neyi başardı?

17 Ekim 2020 Cumartesi 12:23
Lübnan'da bir yılını dolduran protesto hareketi neyi başardı?
Lübnan'da hükümetin WhatsApp kullanıcılarından aylık ücret talep etme planlarının ardından başlayan protesto eylemlerinin üzerinden bugün itibariyle bir yıl geçti.

Ülkedeki kötü ekonomik gidişatı hafifletmek adına yapılan bu girişim, protestocuların yöneticilere karşı biriken tepkisini taşıran son damla oldu.

 

Lübnanlıların ruh halini bozan tek şey bu vergi değildi. Ülkeyi kasıp kavuran orman yangınlarının kötü yönetildiği düşüncesi, ekonomik zorlukların artması ve elektrik tedariki ile çöp toplanması gibi temel hizmetlerin yeteri şekilde sağlanamaması de sorunlar arasındaydı.

 

Elit politik figürlerin yolsuzlukları ve kayırmacılık da halkın öfkesinin ve protesto hareketinin yükselmesinde belirleyici bir faktördü. İşte bu öfke 29 Ekim 2019'da eski Başbakan Saad Hariri'nin hükümetini devirdi.

 

Protesto hareketinin güçlü yönleri nelerdi?

 

Protesto hareketi, uzun bir talep listesiyle çıtayı son derece yüksek tuttu. Bu taleplerin arasında mezhepçi sistemin tamamen elden geçirilmesi ve eski siyasi muhafızların yerini daha yeni ve mezhepçi olmayan figürler olması de yer aldı. Halk çoğunlukla teknokrat bir hükümet istiyordu.

 

Tüm taraflar, başlangıçta evrensel taleplerle toplumun tüm kesimlerine hitap eden, 21. yüzyıla uygun modern bir Lübnan'ın nasıl olması gerektiğine dair bir vizyon çizdi.

 

Ayrıca protestocular, 24 saat elektrik, genel sağlık hizmetleri, eğitim, sosyal güvenlik gibi temel hizmetlerin iyileştirilmesi ve yaygın hükümet yolsuzluğuna ve yönetimde kayırmacı ilişkilerin de son verilmesi çağrısında da bulundu.

 

Hareketin canlılığı, Lübnan toplumunun gerçek bir mikrokozmosunu temsil eden, hepsi değişim arzusunda olan farklı türden profilden insanları, tüm mezheplerden ve sınıflardan gençleri, yaşlıları, aileleri ve öğrencileri içermesinden kaynaklanıyordu.

 

Kültür-sanat, medya ve akademi dünyasından etkili sesler öne çıkarak değişim çağrılarına ses verdi. Bu durum protesto hareketine birçok kişinin gözünde meşruiyet ve gerçek bir taban girişimi olduğu hissini verdi.

 

Protestoların ilk aşamalarının şiddet içermeyen özelliği, ona gücünü sürdürme olanağı tanıdı, artan harekete ivme kazandırdı. İki haftanın sonunda da hükümetin istifası geldi.

 

Hareketin bir başka gücü de medyaya olan erişimdi. Lübnan'ın MTV, LBC ve al-Jadeed TV gibi bağımsız TV kanalları her gün sokaklarda, kamera karşısında çok sayıda protestocuyla konuşarak seslerinin duyulmasını sağlıyordu.

 

Buna ek olarak, Lübnan'ın bu zengin medya ortamına sahadaki uluslararası yayıncılar da yardımcı oldu. BBC, CNN, Al-Jazeera, Reuters ve AFP gibi ajanslar, protestocuların duygu ve taleplerini dünyaya duyurmasına aracı oldu.

 

Uluslararası medya, dünyada izleyicilerin olup bitenleri takip etmesine izin vermekle kalmadı, aynı zamanda destek mesajları gönderen ve büyükelçilikler dışında protesto ve farkındalık yaratmak gibi girişimler oluşturan büyük Lübnan diasporasını da harekete geçirdi.

 

El-Jadeed TV, MTV ile çevrimiçi medya platformu Megaphone gibi medya kuruluşlarından ve gazeteci Riad Kobeissi ile milletvekili Paula Yaacoubian gibi kişilerin hükümetin meşruiyetini sorgulamasıyla başlayan bu protestolar hükümet üzerindeki artan baskıyı bir kez daha kanıtlamış oldu.

 

Örneğin Megaphone, kendisini çıkar çatışmalarını izlemeyi ve açığa çıkarmayı amaçlayan, hakim güçlerin anlatılarından şüphelen ve bunlarla yüzleşen bir yayın organı olarak niteledi.

 

Hareketin zayıf yönleri nelerdi?

 

Protestolar kendiliğinden gelişen doğaları nedeniyle benzersizdi. Herhangi bir merkezi liderlik veya örgütsel plan olmaksızın tabandan gelen bir halk hareketiydi.

 

Protestoların en açık destekçileri, tanınmış sivil toplum figürleri, üniversite profesörleri, gazeteciler, avukatlar, anayasa uzmanları ve hatta bağımsız milletvekilleriydi.

 

Cumhurbaşkanı Michel Aoun'un 24 Ekim 2019'da ulusa ilk hitabının ardından, avukat Wasef el-Harake ve yazar Joumana Haddad gibi etkili siyasi aktivistler, protestoların lidersiz doğasının çok önemli olduğunu vurgulayarak daha da ileri gittiler.

 

23 Ekim 2019'da MTV programına katılan Haddad, "Herhangi bir protestocu liderlik rolü oynamaya karar verip cumhurbaşkanıyla müzakere etmek için cumhurbaşkanlığı sarayına giderse, bizden biri olarak kabul edilmeyecektir" dedi.

 

Ancak sorun da burada yatmakta. Sonuç olarak öne çıkan aktivistlerin lidersiz kampanyasını sürdürme ısrarı, özellikle Covid-19 pandemisinin başlaması ve güvenlik güçleriyle çatışmalar sonrasında protestoların ivmesi azaldı.

 

24 Eylül 2020'de Hizbullah yanlısı El Ahbar gazetesi "Devrimciler arasında onları birleştiren hiçbir şey yok" dedi.

 

Gazete, "17 Ekim ayaklanmasının grupları, 'sivil toplum' ve muhalefet partileri bir koalisyon cephesi inşa etmeye çalıştıklarında, gökyüzünün renginde bile çatışırlar" yorumunda bulundu.

 

Böyle bir gerçekle karşı karşıya kalan protestocuların çoğu güçsüzleşti, özgüvenleri azaldı ve siyasi düzene direnmek konusunda yetersiz ve isteksiz kaldılar.

 

Bu durum, güvenlik güçleri ile artan çatışmalar sonucunda yaşlıları ve küçük çocukları olanları da sokaktan uzak tutmaya sebep oldu.

 

Liderlik eksikliği, protesto hareketinin bazı kesimlerinden karışık mesajların yayılmaya başlaması anlamına da geliyordu.

 

Haziran ayının başlarında, 6 Haziran'da Lübnan'ın dini ve siyasi liderleri, başkent Beyrut'taki şiddetli protestoların ardından gerilimi yatıştırmak için çabaladılar.

 

Medyanın büyük kısmına göre, protestoları örgütleyecilerinden bazıları güçlü Hizbullah hareketinin silahsızlandırılmasını "ilk kez" istemeye başladı.

 

Dahası da gösteri öncesinde kışkırtıcı, sekter ve mezhepçi bir dil kullanımı sosyal medyada yaygınlaştı.

 

6 Temmuz'da Hizbullah ve Emel hareketlerinin güçlü bir destek üssüne sahip olduğu Beyrut'daki El-Khandaq el-Ghamiq imamı Kadim Ayad, LBC TV'ye verdiği demeçte "Bu Hizbullah karşıtı sloganlar devrime zararlı ve bunu yayımlamayın" diye konuştu.

 

Hareket içindeki iletişim sıkıntısı ve kargaşa, yerleşik siyasi partilere güç verdi ve iktidar da yavaşça onlara doğru döndü.

 

Geçici Başbakan Hassan Diab'ın kısa ömürlü, görünüşte teknokrat hükümetinin gücü de bunu kanıtladı.

 

Lübnan ve hareket için sırada ne var?

 

Protesto hareketi tüm taleplerini yerine getirememesine rağmen, bazı cephelerde yetkililer üzerindeki baskısına hâlâ devam ediyor. Egemen seçkinlere karşı kamuoyu desteği ise tüm zamanların en düşük seviyesinde.

 

Bunda elbette ki 4 Ağustos'ta Beyrut limanında yaşanan patlamanın da büyük etkisi var. Bu patlamadan kimin sorumlu olduğuna ilişkin sorular hâlâ soruluyor.

 

L'Orient le Jour gazetesi, 1 Ekim 2020'de "büyülenmiş gençliğin beyin göçü" isimli bir haber yayımladı.

 

Haberde, genç Lübnanlılar için şu ifadeler yer aldı:

 

"Onlar bu yıl içerisinde olup biten her şeyi biliyordu: Kalplerini dolduran devrimin coşkusunu, onları sert bir şekilde vuran post-dönemin sarhoşluğunu, mali krizin sonuçlarını ve ülkeyi terk etmekten başka çareleri olmadığı hissini."

 

Covid-19 salgını ve Beyrut limanı patlaması, ülke gençliğinin karşı karşıya olduğu ekonomik kriz ve belirsizliği daha da şiddetlendirdi.

 

Eylül ayında gazeteci Baria Alamuddin, Suudi destekli Arab News gazetesine şunları yazdı:

 

"Yaklaşık 380 bin Lübnanlının, devam eden ekonomik ve siyasi çöküş bağlamında kendi ülkelerinden ayrılmayı düşündükleri söyleniyor. Lübnan'da yurtdışında akrabası olmayan birkaç aile var, bu nedenle göçü hızlandıracak bağlantılar zaten var."

 

28 Ağustos'ta ise Daily Star gazetesi de şunların altını çizdi:

 

"Lübnan halkı daha iyi günler için bekleyişlerini sürdürüyor. Beyrut Limanı'nda yaklaşık 200 kişinin ölümüne, binlerce kişinin yaralanmasına ve 300 bin kişinin evsiz kalmasına neden olan ölümcül patlamanın ardından, hala bekliyorlar. Ekonomi darmadağın olsa, Lübnan lirası serbest düşüşünü sürdürse ve tasarruflara tek tek el konulsa bile onlar hala bekliyor."

 

Yurtdışından baskı

 

Geçtiğimiz yılın kanıtladığı şey, ülkenin siyasi elitlerinin kazanılmış menfaatlerin gizlenmesi ve himaye ağlarının güçlülüğü konularında sağlam yapılara sahip olduğu. Bundandır ki pek çok gözlemci, değişimin yalnızca liderlerin kendilerinden veya yurtdışı baskılardan kaynaklanabileceğini düşünüyor.

 

Ayrıca değişimin gerçekleşmesi için sokaklardaki baskı ve protesto sesleri çok daha uzun süre devam etmesi gerektiği fikri de hakim.

 

Daily Star bunu Ağustos ayında yaptığı bir haberle bu durumdan bahsetti:

 

"Hem insanlar hem de politikacılar, bu ülkede herkes, değişimin bir dış güç tarafından gerçekleştirileceğini düşünmeye devam ediyor. Yabancı güçlerin içinde bulundukları kötü duruma sempati duymasını ve aceleyle onlar tarafından kurtarılmayı bekliyorlar."

 

Artan Fransız ve ABD baskısı, ülkedeki siyasi partilerin olağan zihniyetini değiştirmenin de bir yolu oldu.

 

Bunu protesto hareketi için daha fazla ivme sağlayan büyük bir siyasi darbe olarak görmek mümkün.

 

ABD'nin Hizbullah'a ve müttefiklerine ve bağlantılı şirketlere yönelik son yaptırımları, dünyanın değişimi yukarıdan izlediğini, beklediğini ve hatta Lübnan liderlerini test ettiğini kanıtladı.

 

Lebanon24 haber sitesi, en kısa sürede küçük bir uzmanlar kabinesi kurulması, uluslararası mali yardımın serbest bırakılması ve acil ekonomik ve siyasi reformların gerçekleştirilmesi için bastıran Fransa'nın darbe aldığını aktardı.

 

Haberde şu ifadeler yer aldı:

 

"Fransa'nın çabaları Hariri'yi başbakan olarak yeniden kabul ettirmede başarılı olamadı. Paris, çocuklarını tanımayan bir anne gibi görünüyor. Fransa'nın girişimleri için bir kurtarıcıya; Hariri'nin de hükümeti kurması için kendisine koruma sağlayacak bir 'sağlık ekibine' ihtiyacı var."

 

15 Ekim'de, protestoların birinci yıl dönümünden 2 günce Daily Star gazetesi, protesto hareketi için "lunaparkta bir hız treninde" benzetmesini yaptı.

 

Gazete haberinde protestoların geleceği için, "Şimdi protestolar, ülkenin en yoksulları olarak artık insanların önceliği değil… Onlar sürekli derinleşen bir ekonomik krizle boğuşuyor" denildi.

 

Ancak buna rağmen şu sözleri de ekledi: "Felaket yıllarına rağmen Lübnan'ın hâlâ umut ve değişim arzusu vardı."

 

KAYNAK: BBC TÜRKÇE